X

Büyük Taaruz

Screen Shot 2017-08-01 at 10.24.55 AM

Mustafa Kemal Paşa’yla beraber Anadolu’ya geçme planları yaparken İngilizler tarafından tutuklandı ve Malta’ya sürüldü. Esaret biter bitmez de nefesini Ankara’da aldı. Ali Fethi Okyar, Atatürk’ün en sevdiği ve en çok güvendiği arkadaşlarından biriydi.

Meclis binasına doğru giderken önünden geçen iki atlı araba’nın kaldırdığı toz dumanından kendini korumak için kenara doğru yürüyüp eliyle ağzını kapadı. Bu çorak yer bir gün “Başkent” olacak deseler kimse inanmazdı herhalde. Gerçi bütün bu yokluklar içinde düzenli bir ordu kurulacak, bir meclis açılacak, ayağına giyecek çarığı olmayan bir millet dirilecek ve bir kurtuluş mücadelesine girerek bütün dünya’ya kafa tutacak deseler “herhalde aklından zoru var” diye ciddiye bile almazlardı.

TBMM2                             TBMM

Kurak Ankara’nın Temmuz sıcağında alnındaki terleri silerek Meclis binasından içeri girerken bir asker selam durdu, “Paşam karargahta sizi bekliyor” dedi. “Tamam evladım” diyerek içeri doğru yönlenince genç Anadolu çocuğu bir adım daha atarak öne çıktı ve “acele buyurdular” dedi.

Screen Shot 2017-08-01 at 10.15.40 AM                             Screen Shot 2017-08-01 at 10.16.11 AM

Mustafa Kemal Paşa, Bağdat Demiryolunun yapımı sırasında, 1892’de yapılmış olan, Ankara Garı’nın içindeki, eski adıyla “Direksiyon” binasını hem konut hem de karargah olarak kullanmaktaydı. Fethi Okyar, Kara Zıpkalıların arasından geçerek içeri girdi. Salih Bozok kapıdaydı, “buyrun, Paşam sizi bekliyor”dedi. Ali Metin Çavuş boş kahve fincanı ile odadan çıkarken, Mustafa Kemal Paşa çalışma odasında derin düşüncelerle bir haritayı incelemekteydi. Fethi Okyar içeri girince gülümsedi, ayağa kalktı ve hiç giriş yapmadan “Fethi Bey biz Ağustos’ta taaruz etmeye karar verdik” dedi.

Fethi Bey’in gözleri büyüdü “ne diyorsunuz”!

“Bunu bilen beşinci kişisiniz, eski hiç bir ordumuza benzemeyen, çok güçlü ve bilinçli bir ordumuz oldu. En geç iki gün içerisinde Yunan cephesini yararız. Sonrası Yunanlılar için felaket olacaktır. Sizi şunu sormak için rica etmiştim, hemen Avrupa’ya hareket edebilir misiniz?”

“Elbette”.

“Buna sevindim, Fransız, İngiliz ve İtalyan yetkililerle son kez konuşmanızı istiyorum. Misak’ı Milli’ye uygun bir barış yapmaları olasılığı varsa, kan dökmeyelim”.

Fethi Bey “Bir ümit var mı?” diye sordu.

“Hayır yok ama biz uyarı görevimizi bir daha yapalım. Kamuoyu ve tarih önünde akacak kanın sorumluları belli olsun”

İngiliz ve Yunan istihbaratına göre Yunan mevzilerini yarmak imkansızdı. Zaten Türklerin kıpırdayacak hali de yoktu. General Hacianesti ve İngiliz komutanlar cepheyi teftişe geldiklerinde ordu ve savunma mevzilerini çok beğenmişlerdi. İzmir’e döndüklerinde Hacianesti gazetecilere “Bütün cepheyi gezdim Mustafa Kemal adında bir komutana rastlamadım” şeklinde bir demeç vermişti.

Bu arada Ankara’da sessiz ama derin bir çalışma vardı. Rusya’dan, İstanbul’dan, Doğu ve Güney cephelerinden gelen ve kaçırılan silahlar, askeri mühimmat ve gereçler yavaş ancak kesintisiz olarak Ankara ve Batı cephesine akmaya devam ediyordu. Bu gizli çalışmalardan birinde her olasılık dikkate alınarak bir “Batı Cephesi Taaruz Planı” taslağı hazırlandı ve Fevzi Paşa’ya gönderildi. Fevzi Paşa plana baktı, gülümsedi ve “bu planın adı kurt kapanı olsun” dedi.

BATI CEPHESİ komutanları Akşehir’de toplanmak için güzel bir bahane buldular. Cephe Karargahı ile Kolordu karması 28 Temmuz günü bir futbol karşılaşması yapacaktı. Olay basına bildirildi. Çoğunluğun ilk defa izleyecekleri futbol maçının izleyicileri arasında birinci tribünde Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa, İsmet Paşa, Şevki Paşa, Nurettin Paşa, hemen arkalarında da Kolordu komutanları Albay Asım Gündüz, İzzettin Bey, Kemalettin Bey ve üst düzey bazı subaylar vardı. Yoksul vatanın umutlu evlatları, filesiz kaleli toprak sahaya uzun şortlarla çıktılar. Bulabildikleri Kırmızı ve Beyaz sözde formalar giymişlerdi. Kalecilerin dizleri sargı beziyle sarılmıştı.

Komutanlar maçtan sonra gizlice buluştular. Kolordu komutanları taaruz planlarını ilk defa duyacaklardı. Son yüzyıllarda sadece meşhur savunmalarla hatıralarda yer almış Türk ordusu “taaruz” kelimesini unutmaya yüz tutmuştu. Herkes gergin ve heyecanlıydı. Sakinliğini koruyan Çakmak gözlü, “Fevzi Paşa planı özetlesin sonra detayları konuşuruz” dedi.

Fevzi Paşa haritanın başına geçti. “Aylardır üzerinde çalışılan planın esası, silah ve sayıca bizden üstün olan düşmanı bir darbede çökertmektir. Bunu da ancak bir baskınla sağlayabiliriz. Bunun için kuvvetlerimizin büyük kısmını, tam bir gizlilik içinde, Afyon’un güneyinde toplayacağız. Afyon ile 40 km batısındaki Çiğiltepe asıl taaruz cephesidir. Burada düşmandan 3 misli fazla kuvvet toplayacağız” diyerek planı anlattı.

Plan son derece sade, oldukça etkili ancak riskliydi.

Her zaman fazlaca ihtiyatı ile ün salan, bir çok subayın öğretmenliğini yapmış olan Yakup Şevki Paşa “hayal görmeyin” dedi. “Ben Afyon’u da, düşman mevzilerini de gördüm, orası öyle bir, iki günde geçilebilecek bir yer değil. Ayağı çarıklı askerle o sarp kayalık ve vahşi arazide elimizdekini de kaybederiz”.

Mustafa Kemal Paşa sakince “tavsiyeniz nedir Paşam” diye sordu.

“Elimizdeki kuvvetlerle uygun bir cepheden taaruz ederiz, eşit olarak savaşırız, geri çekilirlerse takip ederiz”.

“Bu tarz bir savaş ile kesin sonuç alabilir miyiz?” diye sordu Mustafa Kemal.

“Alınamaz ama yenilsek bile ordu elimizde kalır, bütün varımız bu”.

“Bütün varımız bundan ibaretse, kesin sonucu bununla almak zorundayız”.

Screen Shot 2017-08-01 at 10.23.35 AM

7 Ağustos günü Ali Kemal’in, Mustafa Kemal Paşa ve milli mücadele katılanlara hakaretler yağdırdığı yazısı İstanbul’da elden ele dolaşırken Vahdettin, Sir Harold Rumbold’dan isyancı millicileri bastırmak için İngiltere’den yardım istemekle meşguldu. Rumbold kendinden başka kimseyi düşünmeyen Vahdettin ile aralarında geçen konuşmayı Lord Curzon’a aktarırken duyduklarına kendisi bile inanamıyordu.

İşte İstanbul’da bunlar olurken Ankara taraflarında hummalı çalışmalar devam ediyordu. Ordunun gizlice sevk edileceği güzergah üzerindeki köyler boşaltılıyor, köprüler onarılıyor, yollar genişletiliyor, çalışma yapılan yerlerde izler siliniyordu.

İsmet Paşa 13 Ağustos’da gizlilik içinde ilk emrini verdi. Birlikler kaydırılmaya başlanacak, bunun anlaşılmaması için çadırlar sökülmeyecek, az sayıda er geride kalarak sanki birlik oradan ayrılmamış gibi günlük hareketlerine devam edecek, bazı birlikler düşmanı aldatmak için aksi yönde yürütülüp gece tekrar yerlerine dönecekti.

Screen Shot 2017-08-01 at 10.24.09 AM

20 Ağustos akşamı, saat 23:00. İkinci Kolordu ile taaruz’da çok önemli bir rol oynayacak Süvari Kolordusu komutanları da Başkomutan’ın karşısındaydı. An itibariyle imkansız denilen tam elli bin kişilik bir ordu kimsenin ruhu bile duymadan güneye kaydırılmıştı. Çakmak gözlü Paşa taaruzun nasıl yapılacağını harita üzerinde bir kez daha ayrıntılı olarak anlattı ve Asım Gündüz’e döndü. “25 Ağustos akşamı her türlü haberleşmeye son verilecek. Limanlara giriş, çıkışlar, İstanbul, İzmit arası kara ve demiryolu ulaşımı kesilecek. Yani biz işi bitirene kadar dünyanın Anadolu’dan haberi olmayacak. Yeteri kadar uçağımız var, çocuklar düşmanın hava keşfi yapmalarını önlesinler”.

Sonra İsmet Paşa’ya döndü.

“Ordulara yazılı emri geçiniz, 26 Ağustos Cumartesi sabahı düşmana taaruz edeceğiz”.

Tam tamına 300 yıldır duyulmamış bir emirdi bu.

Ayağa kalkmasıyla beraber herkes gözleri yaşlı bir şekilde esas duruşa geçti.

“Paşalar” dedi, “gazamız mübarek olsun”!

Üç gün sonra Afyon Orduevi’nde düzenlenecek balonun hazırlıklarını yapan Kolordu Komutanı Trikupis’in odasına giren Albay Merentidis “Generalim, kaçarken yakaladığımız bir Türk askeri Türklerin güneye gizlice üç tümen yığdığını söylüyormuş” dedi. Trikupis duraksadı, “üç tümen zaten var, üç daha etti altı. Savunma için çok, hücum için az, acele hava keşfi isteyin”!

İki saat sonra gözlemci telefonu geldi, “bir hareket yok, resimleri gönderiyorum”. Eski ve yeni fotoğrafları incelediler, görüntü aynıydı. Komutan rahatladı. İngiliz istihbaratı da aynı yönde bilgi geçmişti. “Bir sürpriz beklemiyoruz” şeklinde bir telgraf geldi. Telgrafı alan Atina Elçisi Lord Granville huzur içinde yaz tatiline çıktı.

Sir H. Rumbold’da çıkmak için hazırlıklara başladı.

Oysa onları sürprizin en büyüğu bekliyordu.

Başkomutan Akşehir’de eski bir Rum evinde kalıyordu. Sabah erken kalktı, traş oldu, aşağıya indi. Ali Metin Çavuş kahvesini getirirken Mahmut, Salih ve Muzaffer onu bekliyorlardı. Tümen komutanlarına taaruz emrinin birliklere söylenmesi emrini verdi. Sessiz bir çığlık nasıl olabilirse işte öyle bir coşkuyla karşılandı emir. Sessiz ama düğüne gider gibi bir hazırlık vardı. Konuşmak değil, hapşırmak bile yasaktı. 23. Tümen 68. Alay’dan saka eri Kel Zeynel yanından geçen takım çavuşuna seslendi. “Çavuşum, İzmir’e gidiyormuşuz, kaç saatte varırız?”

Duyanların gözlerinden yaş gelircesine bir kahkaha tufanı patladı. Tabii hepsi sıkı bir fırça da yediler.

Süvari Kolordusu düşman cephesi yarılınca Sincanlı ovasına, düşmanın arkasına sarkacaktı. Tabii bunun için cephenin yarılmasını beklemeleri gerekiyordu. Fahrettin Paşa düşündü. Ya daha önce yapabilseler bu işi? Düşman savaş sırasında kendi sırtlarında koşturan süvari birliklerini gördüklerinde nasıl bir panik yaşar, ya da cephe zaten yarılmış diye düşünmezler miydi? Tek yol bölgeyi çok iyi bilen 6. Tümen’in akıncıları ile konuşmaktı. Güzergah dağ yolundaydı. O kadar sarp, dağlık, kayalık ve orman içindeydi ki, sadece tek kişilik bir patika yol vardı. Yunan ordusu geceleri buradan geçmek imkansız olduğundan nöbetçi bırakma ihtiyacı bile hissetmiyorlardı. Gözü kara ordu komutanı ile Fahrettin Paşa heyecanla bakıştılar.

Sabah Sincanlı Ovası’nda olabilmek için koca kolordu bir ip gibi dizildi öncülerin ardına. Zifiri karanlıkta bu yolu geçeceklerdi.

Alay sabah sancak açacak mıydı gerçekten? Askerlerin aklında bu soru vardı.

Sıcak yemek verildi askere. Güneş batarken hummalı sessiz hazırlıklar devam ediyordu. Tabur, tabur namazlar kılındı. Askerler memleketlerinden gelmiş yavuklunun yemenisinden, sigara tabakalarına, işlemeli mendillerden değerli eşyalarına kadar eşyalarını bölük eminine teslim etmeye başladılar. Dargınlar barıştı, herkes helalleşti, sarıldı. Silah kuşanıp düzene girdiler. Sallanıp ses çıkaracak ne varsa sıkıca bağladılar. Taaruz mevzilerine doğru sessiz bir yürüyüş başladı.

Gökyüzünde üç günlük bir hilal vardı. Yaşlılar bunu zafere yordular.

Screen Shot 2017-08-01 at 10.24.41 AM

Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa, İsmet Paşa saat 03:30’da at bindiler. Sisli, serin ve karanlık bir Ağustos akşamıydı. Kocatepe’ye doğru sürdüler atlarını.

Saat 05;30’da dağlar, ovalar görünmeye başlamıştı ki zevk narası gibi bir emir duyuldu. “Ateş!..”

Peşi sıra bir cehennem ateşi başladı.

Ne Türkler, ne de Yunanlılar böylesine dehşet verici bir ateş görmüştü bugüne kadar. Top seslerinin peşinden havaya uçan cephanelikler, kamyonlar, toplar parçalanıyor, Kocatepe bile zangır zangır titriyordu.

Toplar ateşi ileri kaydırırken siperlerinden fırlayan Mehmetçik fırtına gibi esmeye başlamıştı. Top, tüfek ve bomba seslerini bastıran bir ses daha vardı.

“Allah Allah…Allah Allah…”

Saat 06:45 de 5. Tümen Kalecik Sivrisini ele geçirdi. On dakika sonra 15. Tümen’in 38. Alayı Tınaz Tepe’yi almıştı.

Artık tek hedef vardı.

“Akdeniz”!

Tags:

Yazar Hakkında

Yazar, motivasyonel konuşmacı ve eğitim danışmanı olan Kaya Boztepe aynı zamanda Planet Green NY firmasının CEO’su, TED İstanbul Vakfı temsilcisi ve College Prep yönetim kurulu üyesidir.

Yorumunuzu Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir