X

Nasıl Bir Türkiye ve Nasıl Bir Cumhuriyet Bayramı İstiyorum?

Zor günlerden geçiyoruz. Dost, düşman belli değil. Bizler hiç katıksız bir düşmanlık güderek büyütülmedik oysa. Tarih boyunca da güçlünün değil, haklının yanında yer aldı Türkler.

Önce İspanya’da katliamdan kaçan, sonra da Hitler’den kaçan Musevilere kucak açtık. Türk olmayanlara Türk pasaportu verdik. Türk trenine doldurup Nazilerin tam göbeğinden kaçırarak Türkiye’ye getirdik onları. Bir insanın başka bir insana sadece dini, rengi, inancı veya milliyeti yüzünden bir nefret duyabileceğini düşünemedik hiç bir zaman. Kin gütmedik, ayrımcılık nedir bilmedik hiç. Gayri müslim dostlarımızla bayramlaştık, kader birliği ettik. Onların Paskalya günlerini bekledik. Noel zamanı kilisede bize mum yakan, dua eden dostlarımız hiç eksik olmamıştı. En güzel zeytinyağlı dolmaları onlar yapardı. Ermeni de vardı, Süryani de içimizde. Ayrımcılık aklımızın ucundan geçmezdi hiç, hala da öyle. Kürt Mehmet diye takılırsak, o bu şahsın doğruluğunu, dürüstlüğünü söylemek içindi. Laz oğlu da inadını, çalışkanlığını, sivri zekasını. Ne Çerkez ne de Tatar farklıydı bizim için. Kız aldık, kız verdik, Çanakkale’de omuz omuza çarpıştık.

Tek değişmez gerçeğimiz, aynı tarih ve coğrafya içinde aynı ya da çok benzer kaderleri paylaşarak el birliği ile kurduğumuz laik Cumhuriyet idi.

Sağ ve sol terörün doruk yaptığı dönemde Kıbrıs çıkartması olunca asker kaçaklarının bile asker olmak için gidip müracaat ettikleri, tüm sorunları rafa kaldırıp tek vücut oldukları ilginç bir ülkedir Türkiye. Birbirini yiyen, düşmanlık güden insanların Milli maç için tek yumruk oldukları, tüm küskünlükleri unuttukları ilginç bir toplum.

Bütün bunların yanında en büyük üzüntüm Atatürk Milliyetçiliğini anlatamayışımız oldu. Türk devletleri hiç bir zaman şovenist, kafatası ölçüsü alan bir toplum yapısında olmadı. Dünyanın en büyük ordularına karşı zaferler kazanıp, Padişaha kulluk eden bir toplumun birey ve millet olma çabaları, çok kısa sürede elde ettikleri başarılara bakarak, Okyanusu geçip derede boğulacak halimiz yok elbette. Son derece zor koşullarda kurulan bu laik Cumhuriyeti büyüklerimizden ödünç aldık. Daha iyisini bırakmak için söz verdik. Hayallerimiz, hedeflerimiz var. Gençleri toplamak, kötü alışkanlıklardan, yoksulluktan, terörden, televizyon ve oyunların başından alarak spora yönlendirmek, onlara ve Türkiye’ye ümit vermekten daha güzel bir hayal olabilir mi?

Atalarımız yüzyıllar boyu at sırtında cenk ettiler diyerek övünen kesimden biniciler, aylarca kar altında kalan illerimizden kayak şampiyonları, deniz kenarındaki şehirlerimizden yüzücüler, Anadolu, Trakya’dan ata sporu dediğimiz güreşçiler çıksa nasıl olur? Boston veya New York maratonlarında ipi göğüsleyen veya Tour de France’de Sarı mayoyu Al Yıldızlı üniformasının üzerine giyerken dünya televizyonlarına görüntü veren gençlerimizi hayal edin lütfen.

Okuma yazma oranının %3 olduğu, imkansızlıklarla boğuşan Cumhuriyet’in genç, erkek ve okumuş kuşaklarını savaşlarda kaybettiği, çoğunluğun kadın, yaşlı ve çocuklardan oluştuğu bir dönemde Atatürk’ün bizzat tek tek, kendi elleriyle seçerek yurt dışına okumaya gönderdiği genç çocukların içinden çıkan ordinaryus profesörleri, doktor, mühendisleri, mimarları, sanatçıları, edebiyatçıları, bürokratları, başbakanları düşünürsek bugünün imkanları içinde benim hayallerime kavuşmam çok daha kolay değil mi sizce de?

Sadece imam hatip yetiştiren okullar yerine, çağdaş zihinler, teknik elemanlar, uzmanlar, sanatçılar, sporcular, sağlıkçılar, ziraatçiler yetiştiren okulların olduğu bir Cumhuriyet Bayramı istiyorum. Herkesin üç çocuk, beş çocuk yapması yerine bakabilecekleri, zamanlarını, sevgilerini verebilecekleri, hayatı paylaşıp, gelecek verebilecekleri kadar çocuk yapmalarını istiyorum.

Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür, hedefleri olan, ümitleri olan, değerleri olan, bilgili, kültürlü, saygılı, soran, sorgulayan gençler istiyorum.

Eğitim ve adalet sisteminin önemini kavrayan dünya vatandaşları yetiştirmek istiyorum, insanlara, çevreye, hayvanlara duyarlı. Başkalarını mutlu ederek mutlu olan insanlar hayal ediyorum. Belediye otobüsüne binen Başbakan, Kırmızı ışıkta bekleyen bir Cumhurbaşkanı, milletin vekillerinin millet için çalıştığı bir meclis istiyorum.

Kökeni ne olursa olsun bu ülkenin vatandaşıyım diyen, laik Cumhuriyete, bu ülkenin birliğine, bütünlüğüne, hukukun üstünlüğüne inanan, oluşabilecek tehlikelerde sorumluluğu eline alıp tek vücut olacak gençlerle kutlamak istiyorum bu en büyük bayramı.

Gözünün içi gülen yakışıklı beylerin şapkalarını çıkararak selamlaştıkları günleri, güzel giyimli, donanımlı, bilgili, kültürlü insanları, zarif bayanları özlüyorum. Eleştiri yaparken bile nezaketlerini koruyan vatandaşları, eski bayramları özlüyorum. Fener alaylarını da.

En çok da Atatürk’ü özlüyorum. Biz her şeyimiz varken hiç birşey yapamıyoruz. O hiçbir şey yokken her şeyi yapmış.

Özellikle son zamanlarda bizi derinden yaralayan olaylar yaşadık, şehitler verdik. Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm silah arkadaşlarını, şehit ve gazilerimizi rahmet ve minnet ile anıyorum. Onun bizlere emanet ettiği bu vatanda kurduğu düzeni ve bayrağı daha yukarıya taşımak için çırpınan insanları görebileceğim bir Cumhuriyet Bayramı istiyorum.

Bugün o bayramdır; bugün bizim en büyük bayramımızdır. Hepimizin, kelimenin tam anlamıyla, hepimizin kutlu olsun.

Bu yazı ilk olarak, bir Başkent Üniversitesi Kültür Yayını olan Bütün Dünya Dergi’sinin 2015 Ekim sayısında yayınlanmıştır.

Tags:

Yazar Hakkında

Yazar, motivasyonel konuşmacı ve eğitim danışmanı olan Kaya Boztepe aynı zamanda Planet Green NY firmasının CEO’su, TED İstanbul Vakfı temsilcisi ve College Prep yönetim kurulu üyesidir.

Yorumunuzu Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir