X

Kılavuzu Karga Olanın Dış Politikası

Aslında hikaye 2010’a dayanıyor. Amerika Akdeniz’de zengin doğalgaz ve petrol yataklarının olduğunu teit ediyor. Bu arada Rusya’nın da gözü Akdeniz’de.

İsrail ve Lübnan komşu. Lübnan’ın ekonomisi Türkiye’yi aratır durumda. İsrail ile Lübnan arasında Yunan-Türkiye benzeri bir sınır ayrıştırma sorunu var. Tayyip’den önce araları son derece iyi olan İsrail ile Türkiye ilişkileri berbat. Gerçi Türkiye ile arası iyi olan kimse kalmadı o da başka bir konu.

İsrail doğalgazı Güney Kıbrıs üzerinden Yunanistan ve Avrupa’ya göndermek istiyor. İste bu sebepten geçen sene İsrail ile Lübnan arasında gerginlik tavan yaptı. İsrail zaten Lübnan limanından Filistin’e gönderilen gizli gıda ve silah yardımlarından şikayetçiydi.

Lübnan’ın yaklaşık 22 bin kilometrekareyi kapsayan deniz sınırları içinde yaklaşık 96 trilyon metreküp’den fazla petrol rezervi olduğu tahmin ediliyor. Bu İsrail için bir vazgeçilmeze dönüşüyor. Yapmak istediklerini son derece fütursuz ve açık bir şekilde dile getiren İsrail’e karşı Lübnan bir arayış içine giriyor. Lübnan aynı Libya gibi Türkiye ile bir kıta sahanlığı anlaşması yapıp sondaj çalışmalarına başlıyor.

Bu durum İsrail’in hiç hoşuna gitmiyor.

İşte tam Lübnan ile Türkiye arasında bölgesel işbirliği anlaşması yapılacakken Lübnan’ın kıyısındaki limanda o patlama oldu. Patlamanın çok net bir şekilde dışarıdan yapıldığı Amerika’lı askeri uzmanlarca teyit edildi. Beyrut bir kez daha çöktü.

Screen Shot 2020-08-09 at 3.54.33 PM

Bu arada Arap ve yandaşlara peşkeş çekilen vatan topraklarında Kanal İstanbul denilen hainlik devam ediyor. Bunun başka benze bir sıkıntının Çanakkale’de de yaşanacağı kesin. Bizler Kanal İstanbul ile meşgulken halihazırda Romanya ve Bulgaristan’da üsleri olan Amerika Dedeağaç’ta askeri üssünü açtı. Lozan ve Montrö’ye aykırı olan bu önemli gelişmeye hiç ses çıkaran olmadı. Yunanistan ise büyük bir fütursuzlukla Türkiye’ye ait olan adalara yerleşmeye hatta oralarda askeri üsler kurmaya devam ediyor.

Türkiye neden ses çıkarmıyor?

Aslında bu siyasi bir tercih.

Yine işbilmezlerin yanlış dış politika tercihleri yüzünden zaman ve konum kaybettiğimiz Akdeniz ‘de geç kalınmış bir planla daha doğrusu can havliyle plansız ve programsız olarak Libya konusu ortaya çıktı. Türkiye’nin desteklediği hükümet Türkiye’nin yardımıyla Trablus’u kuşatan Hafter birliklerini ağır bir yenilgiye uğrattı. Hemen ardından da Sirte ve hava üssü Jufra, yeni hedef olarak belirlendi. Türkiye resmi olarak “Hafter Sirte’den çekilmezse operasyon yaparız” diyordu. Oysa uzmanlar böyle bir planın Türkiye için çok tehlikeli olacağını öngörüyorlardı.

Maalesef şöylenenler doğru çıktı zaten Türkiye de 22 Temmuz’da Moskova ile, Libya’da ateşkes sağlamayı öngören bir ortak bildiri yayınladı yani 180 derecelik bir dönüşle, Sirte-Jufra harekâtından vazgeçti.

Ne oldu da kahramanlık türküleri söyleyen akape sessiz sedasız bu işten döndü?

Aslında pek sessiz sedasız da olmadı. Kendi ordusu tarafından teslim alınan ilk Genel Kurmay Başkanı ve şu anda MSB olan hulusi ile Genel Kurmay Başkanı Güler 3 Temmuz’da Sirte harekatı için Libya’ya gittiler.

Ankara, Libya’daki Vatiyye Üssü’nü ve orada bulunan F-16 uçaklarının korunabilmesi için buraya MIM-23 Improved Hawk hava savunma füzeleri ile 35 mm’lik Korkut Hava Savunma sistemlerini yerleştirmişti. hulusi’nin Libya’dan ayrılmasından daha 24 saat geçmeden bu üs “kim olduğu bilinmeyen” bazı kendini bilmez uçaklar tarafından vurularak dümdüz edildi. Bu olay Libya ve Türkiye’de şaşkınlıkla karşılandı. Libya saldırının, Mısır’ın Libya sınırında bulunan Sidi Barani üssünden havalanan Birleşik Arap Emirlikleri’ne ait Mirage2000-9 tipi savaş uçakları tarafından yapıldığını açıkladı.

Bizim Saray’ın çok sevdiği BAE Veliaht Prensi Bin Zayed’in danışmanı Abdülhalik Abdullah “BAE, Türkiye’ye tüm onurlu Araplar adına hak ettiği dersi verdi” diye bir açıklamada bulundu. Assrrın liderimiz her şehit haberinden sonra yaptığı gibi bu olaya misliyle karşılık vereceğimizi ifade etti ve gönüllerimize su serpti.

Tabii hiç bir şey yapılmadı.

Bu olayı B.A.E tek başına mı yaptı?

Elbette ki hayır.

Hafter’e destek veren kim var?

Başta Fransa.

Sirte’nin savunması için Mısır’ın yanında yer alacağını bağıra bağıra açıklayan ve bunu Sisi’ye söyleyen Makron’dan başkası değildi.

Başka?

Bu iş kimin işine yarıyor?

Yine assrrin liderimizin Abdullah Gül ile birlikte kendi ülkemizde ayaklarına gidip ziyaret ettikleri dostları. Suudi Arabistan.

Akdeniz’de güç sahibi olan ve Libya’da üs kurmaya çalışan Rusya.

Ve elbette ki Yunanistan.

Mesaj açık.

“Buraya tekrar gelirseniz başınıza gelecekler çok net!”

Hava üstünlüğü olmadan, lojistik destek olmadan, Osmanlı sevdası ve yandaş gazıyla Ankara’dan yüzlerce kilometre uzakta bu bölgede ahkam keseceğine burnunun dibinde Yunanistan’ın el koyduğu adaları gündeme getirmeyen eşsiz Türk dış politikasının özeti.

Rusya’nın amacı belli. Libya’da üsler kurmak.

Şimdi soru şu:

22 Temmuz’da Rusya ve Türkiye arasında imzalanan ortak bildirini niye imzalandı ve bunun sonucu ne olur?

Büyük ve güçlü Türkiye diyerek acı gerçeklerle karşılaşıp u dönüşü yapan ve Rusya’nın ateş kes talebini kabul eden Türkiye de Rusya da zaman kazanmak istiyor.

Rusya bu zaman diliminde Hafter kuvvetlerini güçlendirmek için süratli bir şekilde silah ve teçhizatla yardımı yapıyor. Ankara ise ilk başta yapması gerekeni en son yaparak olaya Amerika ve NATO’yu dahil etmeye çalışıyor.

Türkiye bu konuyu daha önce hem Trump yönetimi hem de NATO Genel Sekreteri Stoltenberg ile görüşmüştü. Amerika’nın icazetiyle Libya Başbakanı Sarrac’la görüşen Stoltenberg, “NATO’nun Libya’nın savunma ve güvenlik kuruluşlarına destek vermek istediğini” söyledi. Bunu takiben AFRICOM Komutanı Korgeneral Townsend (ABD’nin Afrika Kuvvet Komutanlığı) yaptığı açıklamalarla “Rusya Libya’da kalıcı bir pozisyon elde eder ve uzun menzilli füzeler konuşlandırırsa, bu gelişme NATO ve birçok Avrupa ülkesi için önemli bir güvenlik sorunu yaratacaktır” diyerek, Libya’yı ziyaret etti. Bu şekilde Amerika’nın ve NATO’nun Trablus yönetiminin yanında yer alacağı konuşulurken Makron, bunun önünü kesti.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un, “Türkiye’nin Libya’da üstlendiği role müsaade etmeyeceğiz” diyerek, her zaman olduğu gibi bize karşı düşmanca tutumunu devam ettirdi ve NATO karıştı. Olayın daha da büyümesini istemeyen ve şu an seçim ve salgın olayları yüzünden başını kaldıramayan Amerika ateşin altını kısıp beklemeye başladı. ABD dışında bir çok NATO üyesi ülke de Libya konusunda kararsız bir tutum içine girdiler.

28 Temmuz’da yapılan “Türkiye’nin Milli Savunma Stratejisi” panelinde, hulusi üç önemli konuya değindi. İlki ABD ile ittifak. İki, “Türkiye, ABD’nin S-400 konusunda herhangi bir kaygısını ele almaya hazırdır”. Son olarak da “NATO, Türkiye’nin güvenliğinin merkezindedir”.

Yani Türkiye’nin bu konuda son umudu Amerika ama Amerika şu an kendi derdinde.

Sonuç:

Deve cevap vermiş, “zaten nerem düzgün ki”?

 

Kaya Boztepe.

Tags:

Yazar Hakkında

Yazar, motivasyonel konuşmacı ve eğitim danışmanı olan Kaya Boztepe aynı zamanda Planet Green NY firmasının CEO’su, TED İstanbul Vakfı temsilcisi ve College Prep yönetim kurulu üyesidir.

Yorumunuzu Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir