X

İleri Görüşlü Olmak

Cumhuriyetin ilk yıllarıdır.

Burslu olarak bizzat Atatürk tarafından yurt dışına gönderilmiş gençlerin bir kısmı mezun olmuş ve yurda dönmüşlerdir. Köşk’e ziyarete gelmiş gençler utangaç konuşmaya çekinir bur durumda bekleşmektedirler. Saygıdan ve minnetten Atatürk’ün yüzüne bile bakmaya çekinirler. İşte tam o sırada Çakmak gözlü Nuri Conker’e seslenir.

“Conker, ben küçükken ne iş yapardım?”

Nuri Conker oturduğu yerden hiç istifini bozmadan, kafasını bile kaldırmadan o Rumeli aksanlı davudi sesiyle ortalığı yankılatır.

“Kargaları kovardın bea!”

Önce bir şaşkınlık sonra hafif gülüşmeler olur.

Çunkü bilir o çocukların nasıl çekindiklerini. Ortamı yumuşatmak ister. Öylesine ileri görüşlü planlıdır ki, o çocuklar Avrupa’ya gitmek için Sirkeci’de vagonda oturdukları koltukta dizleri tir tir titrerken son anda, son dakikada hepsine bir telgraf göndermiştir.

“Sizleri bir kıvılcım olarak gönderiyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz”!

İlk defa yurt dışına çıkacak bu çocukların nerede ne düşünüp nasıl korkacaklarını hesaplayan bir lider dünya lideri olmaz da ne olur? Gel de gitme, git de orada çalışma, dön de bu ülke için canını verme! İşte böyle diyordu o telgrafı alan genç Mahmut Sadi.

Kim bu Mahmut Sadi derseniz genç bir Tip Fakültesi öğrencisi. Ordinayrus Profesör Dr Mahmut Sadi Irmak. Daha sonra da Başbakan!

Screen Shot 2020-01-20 at 1.49.19 PM

İşte aynı buna benzer bir ortamda gençleri rahatlatır Atatürk. Ruhu gençtir, halktır, halk adamıdır çünkü.

Bu arada bilmeyenler için, ilkokul kitaplarında okutulan Atatürk dayısının çiftliğinde kargaları kovalardı hikayesinin aslını da öğrenmiş oldunuz. Çankaya’da devamlı tekrar edilen, ortamın yumuşamasına sebep olan bir oyundur bu.

Dünyanın her yerinde kadınlar ayrımcılığa uğrarken genç Cumhuriyet yurt dışına erkeklerle beraber kadınları da gönderiyordu. Türkiye’nin ilk kimyageri ve Marie Curie’nin öğrencisi Remziye Hisar’dan, Hitit Kalesini ortaya çıkaran Halet Çambel’e, isimlerini saymakla bitiremeyeceğim, ilk dekan, ilk yargıç, ilk dekan, ilk pilot kadınlarımız Cumhuriyet’in göz kamaştıran idealist öğretmenleriydi. Unutmayalım ki henüz Fransa, Almanya, İtalya, İsviçre’de bile kadının seçme ve seçilme hakkı yokken Türkiye bu hakkını gururla kullanıyordu.

Screen Shot 2020-01-20 at 1.45.52 PMScreen Shot 2020-01-20 at 1.44.27 PMScreen Shot 2020-01-20 at 1.44.06 PM

Çok kısa bir zamanda ülkenin muhteşem bir çıkışa geçmesinin ardındaki sır Atatürk’ün ileri görüşlülüğü ve adama göre iş değil, işe göre adam seçmesiydi.

Gençliği de böyleydi.

Parasını son kuruşuna kadar kitaplara yatırıp geceleri battaniyesinin altından gizli gizli Namık Kemal okuyan, tarih, edebiyat, felsefe, ilim, yabancı gazete haber ve makaleleri takip eden Mustafa Kemal mezun olmuş, göreve başlamış ancak fikirleri ve duruşu yüzünden sürgün edilmiştir. Annesinden, ailesinden arkadaşlarından uzak yokluk içinde vatan için çarpışmış ve yolu tekrar o çok özlediği Selanik’e düşmüştür. Annesi “Mustafa’m” diye sarılır gözü yaşlı. O da anasının ellerinden öper.

Ey güzel Selanik!

Hemen kendini dışarı atar, sahile iner.

Screen Shot 2020-01-20 at 1.52.32 PMScreen Shot 2020-01-20 at 1.52.45 PMScreen Shot 2020-01-20 at 1.51.33 PM

Atatürk İzmir’i neden çok sever bilir misiniz?

Doya doya ciğerlerinin en ücra köşesine kadar koklayarak çektiği Ege rüzgarında Selanik’tir onun kokladığı.

Gayri müslimleri, göçmenleri, vapurlar, tekneler, liman, lokantalar, kafeler, meyhaneler, şehrin yapısı, entellektüel toplum ona Selanik’i hatırlatır.

Keyifli keyifli gezer, limana doğru yürür.

Arkadaşlarıyla buluşur.

Akşam ne yapalım, oraya mı gidelim, buraya mı gidelim derken devamlı gittikleri yerlerden biri olan Olimpos Gazinosuna gitmeye karar verilir.

Hoşca geçen zaman, kah gülüp kah efkarlandıkları masada Atatürk ileride neler olabileceğini, bolşevik fikirlerin yayılmasından Kuzey Afrika ve Arabistan yarım adasında olacaklara, İngiltere, Fransa, İtalya ve Almanya ile ilgili konulara da değindikten sonra yarı şaka nasıl iktidara geleceğini anlatır. İktidara geldikten sonra da o masada oturanlara ne görevler vereceğini söyler. Masadakiler; Fuat Bulca, Nuri Conker, Fethi Okyar ve Salih Bozok hayretle izler onu. Herkese görev bölümü yapıldıktan sonra, sıra Bozok’a gelince, Salih der seninle hiç ayrılmayacağız. “Seni kendime yâver yapacağım.” Masadakiler sorar:

“Peki sen ne olacaksın?”

Yanıt kısadır:

“Ben, size bu görevleri verecek adam olacağım.”

İleri görüş mü dediniz?

Fuat Bulca. Fikriye’nin dayısının oğludur. Bağımsızlık fikirlerini hiç sakınmadan söyleyebilen, sarayı açıktan eleştirebilen, Atatürk’ün en büyük destekçilerindendir. Fethi Okyar, yumuşak huylu, görgülü, bilgili, eğitimli, Atatürk’ün her zaman yanında olmuş, Malta’ya sürüldükten sonra yine Atatürk’ün çabalarıyla serbest kalarak Kurtuluş savaşına katılmak için soluğu Ankara’da almış, onun en yakın dostlarından biridir. Masada oturan diğer iki kişi Nuri ve Salih ise Atatürk’ün hayat boyu hiç ayrılmayacağı en yakın iki dostudur.

Her üçü de Selanik’li olan bu kardeşten yakın dostlar ömürlerinin sonuna kadar hiç ayrılmayacaklardır. Çanakkale’de ve özellikle de Conk Bayırı’nda yaralanıp ölümden dönen ancak büyük kahramanlıklar gösteren Nuri’ye Conker soyadını bizzat Atatürk vermiştir. Atatürk’e Kemal diye hitap edebilen tek kişidir. Atatürk onun biraz patavatsız, minnetsiz ve dobra halini çok sever. Sofrada o yoksa mutlaka çağrlır. Bu görev genelde Kılıç Ali’nindir. Atatürk keyiflenir ve seslenir. “Çocuk bulun şunu ne yapar bea”?

Soyadını yine Atatürk’ten, hikayesini ise Rumeliye yerleştirilen ilk evlad’ı Fatihan Türk boylarından olan Bozok’lardan alan Salih ise ömrünün sonuna kadar hiç bir makam, mevki beklemeden Atatürk’ün yaverliğini yapmış, bir an bile yanından ayrılmamış, Atatürk’ün gözlerini hayata yumduğu gün, “yaverin olmadan nereye gidiyorsun” diyerek silahını ateşlemiş, intihara teşebbüs etmiştir.

Biz yine 1907’ye dönelim.

1907 yılında genç bir Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) olan Mustafa Kemal bu arkadaşlarına bir harita çizer. Arkadaşları bakar ancak bir anlam veremezler. Nedir bu diye sorarlar. O da çizip gösterdiği haritayı işaret ederek Misaki Milli sınırlarımız der. Haritanın o zamanki Osmanlı sınırlarıyla yakından uzaktan bir ilgisi yoktur. O zaman için arkadaşlarının anlam veremediği bu harita, gelecekteki Türkiye haritasıdır. 

Screen Shot 2020-01-13 at 11.08.48 PM

Düşünün lütfen, henüz Osmanlı İmparatorluğu hala ayakta 1.Dünya Savaşı bile daha başlamamış.

Aradan 7 yıl geçtikten sonra savaş başlayacak, onun üzerinden de 4 yıl geçtikten sonra 1918’de Mondros imzalanacak, iki sene sonra barış anlaşması diye sadece Padişah ve Sarayını koruyup tüm ülkeyi paylaştıran, dağıtan Sevr dayatması olacak, Milli Mücadele’den başlayıp Lozan ve Montrö ile sonuçlanan bir mucizeye imza atılarak bu harita yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin haritası olacak. Haritada yer alıp da sınırlarımıza katılamayan sadece Hatay, Musul, Kerkük ve Trakya’da küçük bir bölge olacak. Kaldı ki Atatürk’ün ömrü yetseydi Hatay gibi diğer bölgelerde sınırlarımıza dahil olacaktı.

İleri görüşlü olmak böyle bir şey! Atatürk kendisi ileri görüşlü olduğu kadar yine lafını sakınmayan, eleştirisini yapabilen, inandıklarını ifade eden kimseleri sever. Yalakalıktan, kendisinin övülmesinden hiç hoşlanmaz.

Kimdir Mahmut Esat Bozkurt?

Screen Shot 2020-01-20 at 1.56.05 PM

Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşlarından ve Türkiye’de hukuki temellerinin atılmasında büyük katkılarda bulunmuş bir devlet adamı olan Mahmut Esat Bozkurt hakkında bir çok şikayet gelmektedir Atatürk’ün kulağına.

Mahmut Esat Bozkurt Ege çocuğudur. Gençlik yılları II. Abdülhamid yönetimine karşı mücadeleyle geçmiştir. Önce İstanbul Hukuk daha sonra İsviçre’de Lozan ve Freiburg üniversitelerinde öğrenim görmüştür. Doktorasını kapitülasyonlar konusunda tamamlamış, İzmir’in Yunanlar tarafından işgalinden sonra herşeyi bırakarak memleketine koşmuş, Kuva-yi Milliye ve Kurtuluş Savaşı’na katılmıştır. Cumhuriyet’in ilanından sonra Mustafa Kemal’in emriyle hukuk reformunun temellerini atan Profesör Mahmut Esat Bozkurt, “Cumhuriyet Savcısı” kavramının yaratıcısıdır. Bu konu o kadar çok ses getirmiştir ki, eninde sonunda şikayet olarak Atatürk’ün kulağına kadar gitmiştir.

Cumhuriyet Valisi diye bir kavram yoktur.

Ya da Cumhuriyet Büyükelçisi. Cumhuriyet vekili, hükümeti, yargıcı, emniyet müdürü veya içinde “Cumhuriyet” geçen hiç bir makam yokken “Cumhuriyet Savcısı” kavramı da nereden çıkmıştır?

Atatürk izahat ister. Neden “Cumhuriyet Savcısı” Bozkurt?

“Cumhuriyet’i korumak için, gerekirse herkesden, her makamdan hesap sormak için” der. “Devletin her kademesinde olanlar yanlış yapabilirler. Hukuk dışına çıkabilirler. Onlara millet, devlet ve ikisini de kucaklayan cumhuriyet adına hesap soracak olan savcılardır. Onun içindir ki sadece savcılar için -cumhuriyet savcısı- denilmelidir.”

Atatürk gülümser ve “devam et Bozkurt” der.

Savcılara “cumhuriyet savcısı” unvanının verilmesi ve bu unvanın içinin de “yetkiyle” doldurulması işte böyle başlamış, Cumhuriyet’in temelleri böyle atılmıştır.

Nasıl? Aynı günümüz gibi değil mi?

İleri görüşlü olmanın bir güzel örneğiyle sonlandıralım bu ayki sohbetimizi.

Bakın bu Atatürk’ün Bursa’da yaptığı bir konuşmadır.

Türk Genci,devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek”

Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.

İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!

Bu konuşmayla ilgili olarak Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, “Kemalizm, Laiklik ve Demokrasi” adlı kitabında şu yorumu yapar:

“Tarihte bu sözleri söyleyebilen bir başka devrimci çıkmış mıdır? Başında bulunduğu devletin bile ‘zaaf’ içinde olabileceğini düşünen, geleceğin siyasal iktidarlarından kuşkulanabilen, ama gençliğe böylesine ‘sınırsız’ bir güven besleyen, böylesine ‘çek’ veren, gençliği böylesine ‘son çare’ olarak gören bir devrimci yoktur! Ve Atatürk, hem gelecek iktidarlar hem de gençlik konusunda yanılmamıştır.”

Bizlere düşen bu gerçekleri unutmamak, ümidimizi yitirmeden her gün ileriye yönelik özellikle de gençlerle çalışmak ve her zaman her şeye hazır olarak örgütlenmek, Cumhuriyet’e sahip çıkmaktır.

Kaya Boztepe

Bütün Dünya Şubat 2020

Screen Shot 2020-02-11 at 1.13.40 PM

 

Tags:

Yazar Hakkında

Yazar, motivasyonel konuşmacı ve eğitim danışmanı olan Kaya Boztepe aynı zamanda Planet Green NY firmasının CEO’su, TED İstanbul Vakfı temsilcisi ve College Prep yönetim kurulu üyesidir.

Yorumunuzu Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir