X

10 Kasım’da Doldurulan Boşluklar

Sadece anmak değil amaç.

Atatürk’ü anlamak, öğrenmek, yaşamak ve yaşatmak önemli olan.

Bizim kuşak ortalığı boş bıraktı. Sadece Atatürk’ü kuru kuru seviyorum demek ve yakaya rozet takmakla olsaydı hiç sıkıntımız olmazdı kuşkusuz.

Onun döneminde insanlar gördüklerine, yaşadıklarına inanamadılar. Yoktan var edilen bir ordu ile dünyaya kafa tutarak bağımsızlık mücadelesi vermiş bu ülkede ümmet’den millet anlayışına geçmek, padişaha kulluk etmekten vatandaş olmaya geçmek hiç de kolay olmadı.

Screen Shot 2018-11-07 at 4.03.51 PM

Olayları incelediğinizde hepsi ayrı bir mucize aslında. Atatürk’ün sürgün edilişi, Klikya’da yaşadıkları, İstanbul’a döndüğünde Çanakkale’den geçmesini engellediği düşmanın gemilerini Boğaziçi’nde görmesi, Enver Paşa’nın Sarıkamış faciasını zafer gibi gösterip, Atatürk’ün ortalıkta görünmesini engellemek için kendisini ismi olup cismi olmayan bir orduya atanarak Çanakkale’ye gönderişi, Atatürk’ün orada insiyatifi ele alarak ismini tarihe altın harflerle yazdırması gibi olayları düşündüğünüzde bunların hepinin ayrı ayrı birer mucize olduğunu görebiliyorsunuz.

Atatürk’ün Anadolu’ya geçiş planları yapması, o sırada İngilizlerin taleplerini değerlendirip kendi fırsatını yaratarak padişah emriyle Samsun’a gidişi, Amasya’da en yakın arkadaşlarının bile şüphe ile baktıkları, imza atmaya çekindikleri duyuru, kongreler ve meclisin kurulması, ordunun kurulması ve akıllara gelmeyecek taktiklerle kazanılmış büyük bir zafer.

Mucize!

Savaşın en zor günlerinde müze kurması, “eğitim orduları kurup cehaleti yok edemezsek çabamız boşa gider, cehalet ile savaşmak düşman ile savaşmaktan kolay değil” diyerek daha savaş devam ederken eğitim kurultayı yapması, Mudanya ve daha sonra Lozan ile ilgili hesapları, bunlarla uğraşırken konservatuarın temelini oluşturması bir mucize.

Barış sonrası at nalına çakacak çivi yokken, okuma oranı yüzde 3’ün altındayken, eğitim seferberliği yapması, yurtdışına öğrenciler göndermesi, yurtdışından uzmanlar, hocalar getirmesi, ziraat ile ilgili çalışmalarla ekonomiyi canlandırması, kazanımlarla yaptığı sanayi yatırımları ve 10 sene içinde ülkeyi dünyada kendi kendine yeten 7 ülkeden biri haline getirmesi bir mucize.

Komşularıyla son derece güzel ilişkileri olan, dünya devletlerinin önünde saygıyla eğilip, ilişkilerini geliştirmeye çalıştıkları, otomotiv ve uçak sanayisi olan bir ülkeydi artık Türkiye Cumhuriyeti.

Para hiç bir zaman birinci sırada değildi. Ülke ve dayanışmaydı ilk sırada olan. İdealist insanlar onurlu, dürüst ve umut doluydular. Yurdun dört bir yanına dağılmış ülkenin ve halkın daha iyi bir duruma gelmesi için çırpınıyorlardı.

Büyük gelir ayrımı yoktu. Zengin sayısı azdı. Zaten parası olanın parasını göstermesi görgüsüzlük olarak algılanırdı. Zengin değildi insanlar ancak rahat ve keyifli bir hayatları vardı. Sevgi ve saygı vardı. Radyolar, tiyatrolar, kültürel faaliyetler vardı. Okumak isteyen okuyabiliyordu. Hani bu aralar Finlandiya’da o müthiş eğitim sistemini örnek göstererek konuşuyor ya herkes! O sistemin temelleri daha Cumhuriyet’in ilk yıllarında Halkevleri ve onu takiben Köy Enstitüleri ile atılmıştı.

Atatürk’ün ölümünden sonra bu ülkülerden ve değer yargılarımızdan önce yavaş yavaş, sonra da hızlı bir şekilde uzaklaşmaya başladık.

En son mücadele 68 kuşağından geldi. Sonra gelen darbe ve darbeci zihniyetlerle beraber bu ateş de söndü. 68’den hemen sonra gelen ve onların kardeşleri hatta çocuklarını oluşturan kuşakla beraber başta Atatürk’e, ülkülerimize, değer yargılarımıza tamamen uzak kaldık.

Evet, Atatürk’ü andık, resimlerini astık, rozetlerini taktık ama onu anlamaktan uzak kaldık. Bir kısım ümmetçi kesim onu zaten içten içe düşman olarak görüyordu. Politikacıların oy için prim verdikleri bu kesim çoğalırken onurlu, dürüst, idealist, eğitim ve kültürü önde tutan ülkülerimizden birer birer uzaklaşıyorduk. Bunların yanlarında bir de sözde özgürlükçü ve demokrat görünen hainlerde yerleşince azınlık çoğunluk olmaya başlamıştı.

Biz daha farkında bile değildik.

Bizim kuşakta iyi eğitim almış ve kendilerine Atatürkçü diyen hemen herkesin tek hedefi iş dünyasına girmekti. Herkes işletme okumak, köşeyi dönmek ve zengin olmak istiyordu. İlk hedef buydu. Siyasete uzaklardı. Silahlı Kuvvetler ya da Emniyet’de çalışmak isteyenlerin sayısı yok denecek kadar azdı. Danıştayı, Sayıştayı, Yargıtayı bırakın savcı, hakim olmak isteyen yoktu. Kaymakam, vali ya da diplomat olmak isteyenlerin sayısı içler acısıydı. Avukat olmak isteyenler bile büyük şirketlerin işlerini yapmak, daha çok para kazanmak için avukat olmak istiyorlardı. Çocuklarımızı, gençlerimizi yetiştiren öğretmenlerimizin meslekleri eski saygınlığından çok uzaktı. Geçinemedikleri için ek iş olarak simit satan öğretmenlerimizin haberleri çıkıyordu gazetelerde.

Boşluklar dolduruldu.

İşte bu yüzden bu 10 Kasım’da farklı kararlar alın.

Çocukları, gençleri alıp Atatürk’ü ziyarete gidin. Anıtkabir’i, eski meclis binalarını gezin, o sıraları koklayın lütfen. Rahmetli Turgut Özakman’ın kitaplarını okudunuz mu? Bence çok da fazla kitap okuma alışkanlığı olmayanlara Özakman’ın senaryolarını yazıp dizi haline getirdiği Kurtuluş ve Cumhuriyet filmlerini izlettirin.

Cengiz Özakıncı’nın programlarını izliyor musunuz hiç?

Zaman ayırın, izleyin. Eminim keyifle izleyeceksiniz.

Sinan Meydan’ın muhteşem çalışmalarını, Yılmaz Özdil’in son kitabını okuyun, okutturun.

Gençleri ve çocukları kazanmamız lazım.

Baştan başlayacağız.

Var mısınız?

 

 

 

 

Tags:

Yazar Hakkında

Yazar, motivasyonel konuşmacı ve eğitim danışmanı olan Kaya Boztepe aynı zamanda Planet Green NY firmasının CEO’su, TED İstanbul Vakfı temsilcisi ve College Prep yönetim kurulu üyesidir.

Yorumunuzu Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir