X

10 Kasım

Kasım ayında başka bir şey gelmez aklıma. Sadece 10 Kasım’ı düşünürüm. Önce “Yas Günü” olarak adlandırdık. Sonra da “Atatürk’ü Anma Günü”. Benim için ise yaş günü, doğum günü, Atatürk’ü anlayıp, anlatma günüdür 10 Kasım…

İsterim ki özellikle genç kuşaklar bilsin. Bizlerin bilip de, gençlerin de bildiğini zannettiğimiz hikayeleri paylaşırım 10 Kasım’da. Yine o dehanın öngördüğü ve gençliğe seslenişinde de ifade ettiği gibi onu ve eserlerini unutturmaya çalışan bir zihniyet vardır çünkü. İsterim ki o genç kuşakları Çanakkale’ye götüreyim. Gelen zaferlerin, oraya sızan bazı sözde rehber örümcek kafalıların anlattığı gibi gökyüzünden inen dervişlerle gelmediğini anlatırım. Havada çarpışan mermilerin içinden çıkan mucizeyi ve gelen başarıları o ileri görüşlü genç komutanın nasıl elde ettiğini, onun liderlik özelliklerini ön plana çıkarak yarattığı ayrıcalığı, acıları, başarıları ve zaferi anlatırım onlara.

Yüzbinlerce askerin kanı döküldükten sonra “Çanakkale Geçilmez” lafını dünyaya ezberlettiren genç Paşa’nın ruh halini düşünsünler isterim. Henüz o zaferin ve acıların üzerinden çok az bir zaman geçmesine rağmen, beceriksiz ve hain Saltanatın sayesinde aynı düşman askerlerinin ellerini, kollarını sallayarak İstanbul’a nasıl girdiklerini, bunu gören Atatürk’ün “geldikleri gibi giderler” derken, gençlerin gözlerini kapayıp o anı düşünmelerini isterim. “Beni görmek demek, behemehal yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir” ifadesini bir vasiyet olarak kabul etmelerini, onu anlamaları için elimden geleni yaparım ben, özellikle de 10 Kasım’da.

Askeri dehasının yanısıra, ümmet’den millet’e geçişi, padişah’a kulluk etmekten birey olmaya, vatandaş olmaya, insan olmaya geçmek için neler yaptığını anlatmak isterim. Ankara’ya, Ulus Meydanına giderim ben Kasım ayında. Çocukları, gençleri ellerinden tutup Kurtuluş Savaşımızı yaşadığımız o tarihi Birinci Meclis’e, sonra da yaklaşık 100 metre aşağıda bulunan İkinci Meclis’e götürmek ve bu özel günü Anıtkabir’de sonlandırmak isterim. İsterim ki taşıma kiremitlerle yapılan o eski İttihak ve Terakki Dernek Binasını, olmayan konforu, yokluklar içinde gerçekleştirilen büyük zaferleri daha iyi anlasın genç kuşaklar. O şartlar altında bile Meclis kurmadan, o meclisten karar çıkarmadan, halka anlatıp halkın onayını almadan hareket etmeyen Atatürk’ü anlamalarını isterim. Lozan antlaşmasının imzalandığı masayı gösteririm onlara. Gösterir, anlatırım ki “Lozan’da herşeyi kaybettik” diye ahlaksızca yalan söyleyenlere Serv Antlaşmasını, nereden nereye geldiğimizin cevabını verebilsin o genç beyinler. Gerçekleri bilsinler ki dahili bedhahların oyunlarına gelmesinler.

İsviçre, Fransa, İtalya gibi ülkelerde bile kadının seçme ve seçilme hakkı yokken Atatürk’ün bu hakkı Türk kadınına ne zaman tanıdığını, eğitim, adalet, sanayi, finans, akıllarına gelebilecek hemen her konuda nasıl bir devrim yarattığını anlatırım gençlere.

Kaç gence anlatabilirsin ki diye sorabilirsiniz bana. Denize ulaşamadan ölüp giden yavru kaplumbağaları koca sahilde tek, tek toplayıp denize atan adam gibi cevap veririm o zaman. “Gücümün yettiğince”. Ne işe yarar ki diye sorarsınız belki. O zaman da elinde bir kova suyla, döke, saça yangını söndürmeye giderken “Senin taşıdığın suyla n’olacak?” diye sordukları Topal Karınca’nın cevabını tekrar ederim.

Derim ki, “Gidemesem de o yolda ölürüm, hiç değilse rengim belli olur”.

O yüce insan ve silah arkadaşlarını saygı ile, minnet ile, rahmet ile anıyorum.

Bu yazı ilk olarak, bir Başkent Üniversitesi Kültür Yayını olan Bütün Dünya Dergi’sinin 2015 Kasım sayısında yayınlanmıştır.

Tags:

Yazar Hakkında

Yazar, motivasyonel konuşmacı ve eğitim danışmanı olan Kaya Boztepe aynı zamanda Planet Green NY firmasının CEO’su, TED İstanbul Vakfı temsilcisi ve College Prep yönetim kurulu üyesidir.

Yorumunuzu Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir